LİVANE

, Yazan Mehmet metin

Tembellik başa bela, bayağıdır sessizdik. Güzel bir dönüş yapalım dedik :)

Biriktirdiklerimizi yazmak mesele, zaman alıyor. Bir de çorçocuk, iş güç... Malum nüfus da arttı. Artık yolculuklara küçük kızımız Feraye de katılacak. Küçük kampçı Feraye'ye abisi şimdiden dağ bayır tüyoları veriyor. Bu yıl bebiş dolayısı ile sezonu açmak için baharı bekliyoruz.

Karadeniz gezisini yazmayı bitirememiştik. Haydi bismillah devam;
Kavrun Yaylası dönüşü yeni rotayı belirleyip istikameti Artvin'e çevirdik. Yola çıkarken Arhavi'de Mençuna Şelalesi'ne uğrayıp Borçka Karagöl'de kamp yapmayı planlamıştık. Kavrun'da geçirdiğimiz 3 günün ardından Karagöl'de de kamp atacağımız için Ayder'deki kaplıcaya dönüş yolunda tekrar uğradık.

Karadeniz sahil yolundan  Ortacalar'a doğru yol aldık. Büyük ümitlerle sınırlarına girdiğimiz Artvin bizi daha büyük bir sürpriz ile karşıladı; sağanak...


Yine de tüm kararlılığımızla Kamilet Vadisi'ni izleyip Çifte Köprü üzerinden Mençuna Şelalesi'ne gittik. Şelale yolu tahta kapılı asma bir köprü ile başlıyor. Devamında patika dağ yolunu takip edip şelaleyi bulmamız yaklaşık yarım saati buldu. Bunda yağan yağmurun da etkisi yadsınamazdı. 


Yürüyüşe başlamadan üzerimize yağmurluklarımızı almıştık ama şelaleye vardığımızda artık yağmurluğun pek bi espirisi kalmadı. Sıçana döndük...



Mençuna Şelalesi'nin en yukarıdaki, en büyük kısmı 90-100 metre civarında. Fakat ufak şelaleler şeklinde devam edip Kamilet Deresi'yle buluşuyor. Şelale muhteşem, vadi heybetli, yeşilin her tonu var ama etraf çoook kirli. Çöp çöp çöp...

 

Dönüşte artık yağmurlukları da attık üstümüzden, zira olan olmuştu. Bu işe en çok Ertuğrul sevindi. İçimiz dışımız su oldu. Yağmura aldırış etmeden çamura bulanarak yürüdük. 



Arabada olabildiğince kurulanıp Çifte Köprü'ye geçtik. Yağmur tüm şiddeti ile devam ederken birkaç kare fotograf ancak çekebildik.



Üst baş çamur, ıslaklığın verdiği keyifsizlik, kuru çamaşır kalmamış olması, yola geç çıkmamız kamp kurma hevesimizi sömürdü, çadırdan bu gece için vazgeçip Arhavi'de bir otel bulduk. Otel fena değildi. Anayol üzeri büyük bir oteldi, adını unuttuk doğrusu. Şu ana kadar en çok çaba harcayarak konakladığımız otel oldu. Adamlar tok satıcı. "Ancak bir gece kalabilirsiniz" dedi resepsiyonist, "biz zaten bir gece kalacağız" dedik. Buna rağmen en az 3 defa "yarın tur var, sadece 1 gece kalabilirsiniz" cümlesini duyduk. Sabah istikamet Karagöl...

Artvin'de 2 adet Karagöl var. Biri Şavşat'ta Sahara Milli Parkı içerisinde heyelanla oluşmuş, sazan ve japon balıklarına ev sahipliği yapıyor.Diğeri ise bizim gittiğimiz Borçka Karagöl Milli Parkı. O da yine heyelanla oluşmuş. Etrafı çepeçevre orman. Doğa bir harika ama o da insan evladından nasibini çöp açısından almış. Oraya vardığımızda bırakın gölü, sisten göz gözü görmüyordu. Moraller yine dipte....



Yine de göl etrafında bir turlayalım dedik. Yürüyerek tam tur atabiliyorsunuz. Kütüklerden yürüyüş yolu yapılıyordu o zaman, şimdiye bitmiştir herhalde. Adam boyu eğrelti otları, orman gülleri, çiçekler, kurbağa yavruları, sümüklü böcekler, mantarlar...





Kendimizi yağmur ormanında hissettik, işe bir de çamur eklenince değme Ertuğrul'un keyfine.  "Macera macera" diye diye bir hal oldu, yeşilliklerin suların içine daldı. 



Tur bitiminde sağa sola bakınırken yine yolarkadaşlarımız Ebru Hanım ve Mustafa Bey ile karşılaştık. Beraberce sohbet edip kamp kurduk yine. Ertesi sabah güzel bir manzaraya uyandık, tataaaa ; sis kalkmış. Göl kenarında enfes bir kahvaltı, ufak bir kayık turu, biraz fotograf.







Yeni hedef Maral Şelalesi. Hep beraber acayip yollardan Macahel'e ulaştık. Yarısı stabilize yarısı asfalt yolları aştık. 



Yol kenarında kar bulunca tadına bakmayı ihmal etmedik :)



 15-20 dakikalık bir yürüyüş sonrası tahta küçük bir çay evi ve önünde seyir terasına ulaştık.



Şelale ile ilgili Türk Coğrafya Dergisi'nin 2009 yılı 52. sayısında bir makale yayınlanmış. Bölge ve şelale ile ilgili tavsiyelerde bulunulmuş. Maral deresi üzerindeki şelale 63 metreden dökülüyor ve UNESCO Biyosfer Koruma Alanı içerisinde. 


Manzara harika, dileyenler biraz zorlu bir yoldan şelaleye inebilir. Soğukla aranız iyiyse şelalenin buz gibi sularının oluşturduğu havuza girebilirsiniz. Keçi misali indik. Temkinli olmakta fayda  var , çünkü çok kaygan ve dik. Şükür başımıza bir iş gelmeden inip çıktık. Çocukla inmek sıkıntılı olabilir.



Dönüşte karanlığa kaldık, Muratlı Köyü'ndeki muhteşem ahşap camiyi gördük. 





Bir baktık gece çöktü. Napsak nerede kalsak derken köy ahalisi bizi misafir etti, karnımız doydu. Eskiden kalma bir dispanser varmış, kullanılmayan. İçine çadır kurup orada kaldık. 
Sabah erkenden Ankaralı arkadaşlarımızla vedalaşıp Batum'a yollandık. Velakin sabah erken saat olmasına rağmen gümrük ana baba günü. Ertuğtul'un nüfus cüzdanında fotoğraf yoktu. Pasaport da almamıştık. Hopa'ya git, fotograf çektir, nüfus cüzdanını yenilet geri gel, sıraya gir. Üşendik. Doğrusu pilimiz de bitti. Batum başka bahara kaldı. 
Eve dönelim derken bir de baktık ki Sinop tabelası :)

0 yorum:

Yorum Gönder